Gazze’ye mektup


5/2/2009 ·

                                     



I) Kundakta bir çocuk gibi kucağıma koydular sanki seni. Hazırlıksızdım senin sesine. Kulağına okunmuş ezandan bildim ki; masumdun Gazze! Bir yağmur tanesi kadar berrak. Göklerden düşen her hediye de böyledir ya, hazırlıksız yakalandım sana. “Ye, iç, gözün aydın olsun” diyorlardı melekler Meryem’e ve kurumuş kütükler hurma tomurcuğuna dönüşüyordu sevinçten ve uzun asırlardır yaşlanmış toprak, içinden coşan suyunu yeni doğmuş bebeğe ve annesine ikram ediyordu… Sen bize hoşgeldin Gazze! Sen bebek İsa kadar tatlıydın ve tüm hesapları daha kundaktayken bozuyordun işte. Gazze, kundakta konuşan çocuk… Ah, ne ki ben; Meryem değilim. Ve hazır değilim seni tutmaya, sen yine de hoşgeldin göklerden...

II) Hasta bir baba gibi yatağıma uzattılar sanki seni. Hazırlıksızdır her çocuk, babasının hasta yatağına. Yanına kıvrılıp kederli sırtına dayayınca kulağımı, atan kalbinden bildim ki; benim kaderim sana bağlıdır. Acı haberi saklayacak hiçbir örtüsü yoktur yeryüzünün derler. Doğrudur. Babası hastalanmış her çocuk gibi, ben de hazırlıksızdım sana. İçimden Yasinler, İnna Fetahnalekeler okuyarak, iki yorgun kürek kemiğinin arasından üfledim. Elimden başkası gelmiyordu. Elimden ya yazı, ya taş çıkardı, elim sana uzaktı; değemediysem, incitmek istemediğimdendir… Hani Peygamberlerin en sabırlısı olan Hz. Eyyup, “acı bana cidden değdi” diye yakarmıştı ya Rabbine… Senin bu bir başına ve senin bu kimsesiz olarak yatağa yatışına, Eyyubî bir mesel yazmak düştü bana da. Sen kederlerin ve dertlerin arasından çıkıp gelmiş bir babaydın Gazze… Alnından sızan kan, toz toprak kesmiş saçların ve çokça örselenmiş, hırpalanmış, kim bilir kaç defa dövülmüş sırtınla… Dünyada hiçbir babayı çocuğunun önünde dövmesinler, götürüp de gizli bir yerde ezsinler başını, görmesin evladı… İşte böylesi ahmak bir iyi niyetle ben… Hazırlıksızdım senin hasta yatağına. Babalar uluorta konuşup da dert yanmaz elbet. Bu yüzden mi susuyordun, hiçbir şey söylemeden uzanıp kıvrıldığın yatağında? Ve gözlerimin önünden geçen binlerce ihanetim, sana zamanında yetişemeyişlerimle, kendimden utanıyordum… Dibi görünen tertemiz bir deniz gibidir her baba, çocuğuna… Sana baktım Gazze. Diplerindeki mercanlara, anemonlara, dil balıklarına. Oradan okudum özgürlüğün ve haysiyetin adını, harflerimi, soyumu, geçmiş ve geleceğimi. Seni kaderinle kaderim kılana ant içerim ki; alnımda parmak izlerini taşıyacağım. Yaşadığım her günde.

III) Hiç evlenmemiş kız kardeşler gibi çaldın kapımı Gazze… Hazırlıksızdım buna. Hani öyle olur ya. Evin direği gibidir ev kızları, kapı çalmak ne hadlerine. Yaşları geçtikçe daha az konuşurlar, kapı olurlar hayatlarımıza. Su taşır, sofra kurar, misafir terliklerini çevirirler. Hiç giyinemedikleri gelinliklerin terzisi, hiç avuçlarına yakamadıkları kınaların karıcısı olurlar. Kırılan her bardağın suçlanmasına, bir türlü iyi gitmeyen talihin yazıklanmasına, rüzgar çıksa kalkan toza, güneş açsa örtülmeyen perdeye yazgılıdırlar… Tanrı misafirinin, kapıyı çalan yolcunun, hastanın, bebeğin ve ihtiyarın kolu kanadı olurlar. Fatma’dır hepsinin adı. Evdedirler. Sen şimdi, yedi kapısına yedi kilit asılmış Gazze… Evdeki kız kardeşimiz gibisin. Sokağa çıkamadın. Başında patlayan bombalardan kaçamadın. Sen ah, hep evde durdun… Bize sen bakacaksın ve biz sana hiç bakmayacağız iki gözüm. Hiç aldırmayacağız. Sen başına ne gelirse gelsin, hep güldüreceksin yüzünü. İhanet bize sadakat sana, ülfet bize tahammül sana, terk etmek bize kapılardan su dökmek sana. Senin için bir gelinlik beğendim. Yetiştiremedim. Telleri bize, gurbeti sana…

IV) Seni bir öğretmen olarak tayin ettiler köyümüze Gazze… Kan rengindeki harflerini kara tahtaya, parmak uçlarından sızan keder ve kahırla yazan bir öğretmen. Sen öldükçe öğreniyorduk okumayı yazmayı her sabah. “İşte bu dünyadır, bu da Filistin” derken, kürenin üzerinde gezinen güzel ellerinden öğreniyorduk tüm Doğuların haritasını, tüm Doğuların… Seni her sabah alnından vuruyordu caniler. Ama sen, yıkıldığın yerden dikilip derse gelmeye devam ediyordun. Bir Zümrüt-ü Anka Kuşu gibi, seni yaktıkça zalimler, küllerinden doğup yeniden derse başlıyordun: “İşte çocuklar bu Mecid-i Aksa, bu da Muhammed sallallahu aleyhi vessellem… Korkmayın” diyordun düşen her bombanın ardından, kollarını kanat gibi çırpıp, üzerimize yayıyordun. Zekeriyya, Yahya ve İsa aşkına, Filistin’i, Sina’yı, Tur Dağı’nı ve Zeytinleri terk etmiyordun.
Ah, güzel öğretmenim Gazze! Tek tek yoklama yaptığın talebelerin bugün hep birlikte ayakta:
BİDDEM, BİRRUH NEFDİK YA AKSA!
Canımız, ruhumuz Aksa’ya feda olsun!
BİDDEM, BİRRUH NEFDİK YA GAZZE!
Canımız, ruhumuz Gazze’ye feda olsun!

 

Yorum (2) Yorum yaz!

FİLİSTİN NEREDE, KALBİMİZ?


27/1/2009 ·



 

FİLİSTİN NEREDE, KALBİMİZ?

Tanklardan korkmayan çocuklar, bilmiyorlardı geri kalanımızın onlar kadar cesur olmadığını. Bilmiyorlardı, avuçlarındaki taşlardan daha sertti dünya…

Birer birer ölüyorlardı, şimdi onar onar vuruluyorlar. On yaşında, onbir yaşında, oniki…

Ne çok yaşıyorlar Allahım!

Ne çok yaşıyorlar, öyle değil mi dünya, on yıl, onbir yıl... Tanklarla savaşarak, füzelerden kaçmaya çalışarak kaçamayarak, sahici kurşunlar toplayarak küçücük bedenlerinde... Toprağa bir kahraman gibi basmasını ne zaman ne çabuk öğrenmişlerdi böyle, topraklarına bir kahraman gibi gömülmeyi… Çocukları birer kahramana dönüştüren dünyanın zalimliğini, ikiyüzlülüğünü, ahlâksızlığını yüzlerimize çarparak…

Acıyla ısırdığımız yumruklarımızda sızlayan öfke, kurtarmaya yetecek mi insanlığımızı? Sindiğimiz sığınaklar yeterince uzak mı vicdanlarımızdan? Gazze’den, Kudüs’ten, Batı Şeria’dan… Refah’tan… İşte burada da “kapkara Çarşamba.” Vahşetin dişleri burada da batıyor tenimize. Filistinli çocuklar yanıbaşımızda da ölüyorlar.

Nerede Filistin.. Kalbimiz?..

Nerede kalbimiz gibi parçalanmış ülke? Nerede çocukları vurulan ülke?

O çocuklar bilmiyorlardı, küçücük avuçlarındaki taşlardan daha sert olduğunu dünyanın.

Onlar şimdi cennetteler; Ebedî bir Şefkâtin kucakladığı ebedî çocukluklarıyla Filistin’deymiş gibi mutlu, hâlâ çok güzeller.

Geri kalanımız.. Ey dünya!

Sen hangi cehennemdesin!..


Yorum (yok) Yorum yaz!

aNDoLa


25/1/2009 ·

Yorum (yok) Yorum yaz!


21/1/2009 ·



“Gazze savaşı hayaletlerle yapılan bir savaştı. Filistinli savaşçıları neredeyse gözle göremiyorduk. Birden yerin içinden adeta hayaletler gibi karşımıza çıkıp savaşıyorlardı. Altımızda bir şehir olduğu korkusuyla hareket ediyorduk.”

Bu sözler, Yahudi gazetesi Yediot Aharanot’un internet sitesinde yayınladığı Siyonist zırhlı birliklerde görev yapan bir yüzbaşıya ait sözlerden bazıları.

Kassam mücahitleri ile girdiği çatışmada yaralanıp cephe gerisine getirilen yüzbaşının bu sözleri aslında, Kassam mücahitlerinin savunma hattı olarak açtığı tünellerin ve bu tünellerin işgal ordusunda yarattığı korku ve esir alınma endişesinin boyutunu net bir şeklide ortaya koyuyor.

Saldırının ikinci gününde gerçekleşen bir olay, Kassam Tugayları’nın geliştirdiği savaş yöntemlerini ve Siyonist askerlerde meydana getirdiği korkuyu yansıtması açısından önem arz ediyor. Sözü edilen olay saldırıların ikinci gününde şu şekilde gelişir: Seçkin ve donanımlı Golani taburuna bağlı bir tim Cibaliya mülteci kampının doğu tarafına düşen bazı evlere operasyon yapar. Operosyon düzenlenen evlerden birine giren işgal askerlerinden biri, odalardan birine girerken, aniden iki Kassam mücahidiyle karşılaşır. Kassam mücahitleri kendisini esir almak isterken, apaçi helikopterleri ve arkadaşlarının yardıma gelmesiyle asker esir alınmaktan kurtulur ve Kassam mücahitleri de aniden ortaya çıktıkları gibi yine aniden ortadan kaybolur.

Siyonist askeri çevrelerin değerlendirmelerine göre, Kassam mücahitlerinin daha önce kazdıkları tüneller vasıtasıyla serbest hareket etme kabiliyetine sahip olmaları, işgal ordusunun hava bombardımanını direnişçiler açısından anlamsız hale getirmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

BU DÜNYAYI DÜNYANIN BAŞINA YIKARIZ‏


19/1/2009 ·





Sana dokundular
Benim canım yandı Filistin

Yüreğimin Ey Dertli Bacısı
Oğlun Gazze benimde Oğlumdur

Her gece soğuk pencere kenarlarında
Esmer ellerini düşünüyorum
Gözüm takılıyor taşlara

Oysa sen emzirirdin bizi Beyazıt Meydanlarında
Acil Kan bağışında bulunurdun üzerimizdeki ölü toprağına
Şimdi senin Kanını döküyorlar benim damarlarımdan
Dünyanın vicdanının üzerine...

İstanbul'dan Adana'ya
Van'dan Bursa'ya
Sabah namazları ve ikindin sonraları
Gelinlik çağına gelmiş kaç Zeynebîmiz
Şimşek duruşlu Huseyn'lerimiz
Haykırdı Meydan meydan
Sesleri duyuyor musun Filistin*

"Birruh Biddem Neftek Ya Aksa
KulluNa Gazze Kulluna Kudüs"

Yüreğimin AMİN bakışlı bacısı Ey Filistin
Dünya ne zannediyor bizim sevdamızı?
Seni yokederlerse; Her birimizin öfkeli kalbi
Tutuşturmaz mı Dünyanın dört bir yanında Kısas Yangınları
Sen ölürsen Bizi yaşar mı zannediyorlar?

Ey hayalini bile kurmaya kıyamadığım FİLİSTİN
Söyle Dünyaya
Sana birşey olursa
Bu dünyayı DÜNYANIN başına yıkarız...

KulluNÂ* Hamas
KulluNÂ AHMAD YASÎN
KulluNÂ FİLİSTİN...


Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::